KURUMA AİT FARKLI VİDEOLARIN FARKLI KİŞİLER TARAFINDAN İZLENME SAYISI 450.860

Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş
Embed
Merhaba arkadaşlar benim adım Alphan Akgül. İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyelerinden biriyim. Aynı zamanda Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcısıyım. Bugün sizlere zorunlu derslerden görülen, bilinen Türk Dili dersleri hakkında bilgiler vermek istiyorum. Bildiğiniz üzere bu dersler bütün üniversite ve fakülteler için zorunludur. Fakat biz bu derslerin yapılışında, verilişinde bir takım eksiklikler gördük. Bu nedenle Türkçe dersleri yeniden düzenledik. Aslında bizim bu düzenlemeleri yaparken akademik okuma ve yazma üzerine bir tür akademik read and write şeklinde yeniden planladık. Bunun hakkında size kısaca bilgi vermek istiyoruz. Yanımda Cem Keskin var. Yardımcı Doçent Doktor Cem Keskin. Kendisi Türk Dili Koordinatörüdür. Aynı zamanda İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyelerinden biridir ve mütercim tercümanlık öğretim üyesi. Şimdi ben size isterseniz bazı sorular sorarak bu konuyu açalım ve size anlatalım. Cem Bey merhaba. Niçin Türk Dili derslerinde, yaklaşık üç yıldır planlama yapıyoruz beraber. Niçin bu derslerde bir değişikliği gittiğimizi özetleyebilir misiniz? Hocam, şimdi şöyle bir temel problem var. Bizde Türk Dili eğitimi dendiği zaman akla ilk gelen şey nedir, gramer. Özne, yüklem, tümleç vs türünde şeyler öğrenmeden öğrencinin doğru düzgün yazamayacağı, doğru düzgün konuşamayacağı varsayılır. Halbuki bu tamamen yanlış bir görüş. Nereden biliyoruz bunu; İngiliz araştırmacılar bunun gibi bir eğitim sistemi varmış. Yani öğrencilere gramer öğreterek akademik okuma yazmayı öğretmeye çalışıyorlarmış. İngiliz araştırmacılar sormuş; bu işe yarıyor mu diye. Yılların eğitim politikalarını bir gözden geçirmişler. Vardıkları sonuç şu, gramer eğitiminin akademik okuma yazma becerilerine bir katkısı yok. Benim aklıma şu geldi hemen, hakikaten Türkiye'de de İngilizce eğitim ve öğretim konusunda da bu tip sıkıntılar olmuştur. Biz liselerde, üniversitelerde çok iyi gramer dersi veriyoruz. Ama neden Türkiye'de İngilizce öğretme başarılı değil diye. Acaba böyle bir analoji kurulabilir mi gerçekten. Akademik yazma ile eğitim arasında. Yani işte, gramer öğrettiğimiz zaman sanki matematik problemi öğretiyormuş gibi öğretiyoruz. Halbuki dil dediğimiz, uygulamalı bir beceri. Şimdi ben matematik formülü gibi gramer ezberlediğim zaman gidip bir turistin karşısında çatır çatır İngilizce konuşacağım diye bir kaide yok. Herkes biliyor bunun böyle olmadığını. Alphan; tabi artık becerilerle, pratikler arasında çok fark var. Cem; tamamen farklılıklar var. Yani birisi bisiklete binmek gibi, diğeri matematik çözmek gibi. Yani bisikletin teorik olarak nasıl sürüleceğini anlatmakla insanların bisiklete binemeyeceği gayet aşikar. Çok belli bir şey. Şimdi biz bu şekilde akademik okuma yazma gibi becerileri vermeye çalıştık yıllarca. Ondan sonra karşımıza çıkan tablo şu, özne, yüklem, tümleç her şeyi biliyor çocuk. Ama bir metnin veya boş kağıdın karşısına oturduğu zaman, bir şey yazması gerektiği zaman tıkanıyor. Metin nasıl yazılır, metin yapısı nasıldır, nereden başlanır, nerede bitirilir bu konu hakkında hiç bir fikri yok. Alphan; demek ki denemenin ve makalenin bir mimarı var. Burada tek tek cümlenin tanımını yapmak yerine, paragrafın tanımını yapmak yerine ya da ayrıntılı gramer kurallarına odaklanmak yerine siz bir metnin mimarisini burada biz planlıyoruz. Onu anlatmaya öğretmeye çalışıyoruz. Öğrenci kafasında bir makale şablonunu bütün halinde görüyor o zaman. Cem; şunu da demek lazım hocam, o beceri kısmına gelmeden önce işin bir tanıma kısmı da var. Yani bol miktarda metin okutarak, analiz ettirerek metinlerin yapısıyla aşikar hale getiriyoruz öğrenciyi. Bilir hale geliyor metnin yapısını. Ondan sonraki aşamada uygulamaya geçme konusunda çok daha kolay bir süreçten geçiyor. Alphan; bu derslerden de verdiğim için şöyle bir gözlemimi paylaşayım. Öğrenciler sadece yazmak değil, okumak konusunda da, okuduğunu anlamak konusunda da ciddi sıkıntı yaşıyorlar. Eğer bir metnin mimarisi kötü ise öğrenci anlamıyor. Buda şöyle bir negatif etki yaratıyor, öğrenci kendisini suçluyor. Demek ki ben bu metni anlayamıyorum. Öyleyse ben yeterince zeki değilim, yeterince okuma kültürüm yok diyor. Halbuki şunu söylüyoruz değil mi hocam, hayır problem sizde değil metinde. O yüzden kendinizi kötü hissetmeyin. Cem; ben verdiğim isimlerle de aynen bu noktaya değiniyorum. Birçok yazar aslında ne yazdığını bilmeyerek yazıyor. Yani ne dediğini tamamen bilmeyerek yazıyor. Metinde, metin konusunda herhangi bir fikri yok. Dolayısıyla metni eline alan oyuncu, metnin nereden gelip nereye gittiğini, yazarın tam olarak ne demek istediğini anlamadan okuyor. Alphan; yönlendirici levhalar yazının içerisinde yok. Cem; aynen öyle hocam. Asfalt yok, yol işareti yok, kim sağdan gidecek kim soldan geçecek o tür bilgiler yok. Dolayısıyla okuyucu, bir doğrultuda gidiyoruz ama bakalım iyi bir yol mu. Alphan; peki şöyle diyebilir miyiz, bende rastlıyorum bazen akademisyenlerle yaptığımız sohbetlerde. Sanki metin müphemse, anlam karmaşıksa, çok uzun cümleler varsa sanki o metin daha derin ve daha değerli gibi oluyor. Halbuki fikri oradan çıkarttığın zaman fikri göremiyoruz. Karmaşık cümle kurmak iyi bir şey mi sizce? Cem; şöyle bir izlenim bırakmaya çalışıyorlar bizde ki yazarlar. Beni olabildiğince az kişi anlasın ki, konuşuyor konuşuyor bir kişi anlıyor. Metinler çok derin metin, kim bilir neler gizli diye düşünülüyor. Bizim genelimizde mesela, Tasavvuf genelinden yola çıkarsak, örtük anlatma, imayla anlatma vs deneyimleri örterek anlatma diye bir şey var. Onun uzantısı olabilir bilemiyorum tabi ki işin tarihi nereye kadar dayanıyor ama böyle bir gelenek olduğu kesin ve dediğiniz şu nokta çok önemliydi, cümleleri olabildiğince uzun tutmak. Mahkeme raporu mu? yoksa deneme mi? Ne olduğu belli değil çoğu kez. Alphan; virgüllerle ,noktalı virgüllerle uzatmak yan cümlelerle gereksiz. Halbuki o cümlelerin her biri tek cümle olabilir ve birbirine anlamlı, yol gösterici bağlaçlarla, yol levhalarıyla bağlanabilir ve akıcı bir metin haline getirilebilir. Cem; öğrencilerimizde bu türden, bizim el üstünde tuttuğumuz, iyi olduğunu söylediğimiz metinleri taklit etmeye çalışaraktan metin yazmaya çalışıyor. Dolayısıyla cümlelerin sonuyla başı bir olmuyor cümlenin. Öznesi ''ben'' mesela, fiili'' gidiyoruz'' ya da ''gittiler''. Alphan; çünkü cümleler uzadığı için artık kaybetti. Cem; kendisi başını sonunu kaybediyor metnin. Alphan; peki birde son olarak şunu sorayım isterseniz. Biz bu derslere tabi iki yıldır pilot uygulama yapıyoruz. Artık üniversitemizin bir parçası haline geldi bu dersler. Peki yavaş yavaş çıktılar alıyor muyuz? Sonuçta nedir; öğrencilerde daha iyi okuyup yazma becerileri sizce gelişip arttı mı? Cem; izlenimimiz o hocam. Yani ne okuduğunu, okuduğundan ne devşirebileceğini anlayan bir öğrenci profili çıkmaya başladı sanıyorum. Yazma becerilerinde de yavaş yavaş meyvelerini aldık gibime geliyor. Yani en azından biz okuduğumuz zaman öğrencinin o metinde ne demek istediğini daha fazla anlıyoruz. Tabi bu hemen bugünden yarına olacak bir şey değil. Çünkü yazma becerileri geliştirmesi vakit alan bir şey. Çok çeşitli becerilerden de oluşan bir şey. Alphan; çok enteresan bir şey söylediniz. Demek ki daha önce öğrencinin yazdığı metni hoca anlayamıyor, hocanın yazdığı metni öğrenci anlayamıyor. Cem; öğrencilerimizde duymuştur. Çocuğum sen ne yazdın ne diyorsun burada diye söyledikleri olmuştur. Alphan; ben aslında bunu demek istedim. O zaman de. Alphan; çok teşekkür ederim bu faydalı görüşme için. Umarım arkadaşlarımızda Türk Dili derslerinin nasıl yapılması gerektiği konusunda fikir edinmiş oldular. Biz böyle yapıyoruz. Umarım tecrübe edersiniz.DAHA FAZLASINI GÖRÜNTÜLE